Rina Ellis’in odaya adım attığı an havada bambaşka bir elektrik dolaşmaya başladı. İki adamın arasında kıvranırken yüzündeki afacan gülümseme, geceye ne kadar aç olduğunu ele veriyordu. İlk dokunuşlar sertti, erkeksi elleri vücudunda gezdirirken nefesleri hızlanıyordu. Amcığını iki parmağıyla sıkarak takip etti; dilini hissederek yavaş yavaş içine soktuğunda yutkunmaları kesilmiyordu. Diğer adam ise belinden kavrayıp başını sertçe tuttu; “Aman ha, burası sadece bizim işimiz” der gibi koyverdi dilini, Rina’nın sakso oyununun dozunu katladı.
Yarı çıplak vücutları çarpışırken sıcaklık her geçen saniye artıyordu. Rina’nın amcığını birden sıkı sıkı kavrayıp, “Seni fena kökleyeceğim” demesiyle adamların gözlerinde kara şehvet parladı. Rina dizlerinin üstüne çöktü ve delice iki yarak arasına sakso çekmeye başladı; boğazına kadar alan o kalınlık onu deli gibi ısıtıyordu. O arada diğer adam yerini almıştı çoktan, elini kalçalarına dayayıp dayanılmaz bir güçle içine girmeye başlamıştı. Rina’nın inleme ve azgın homurtuları odadan yayılan erotizmi kıvılcımlaştıyordu.
Daha sonra sırtüstü yatırıldı; biri amcığını onun amcığının içine götürürken diğeri göğüslerini emiyordu acımasızca, tırnaklarını derin kaşıyordu teninde. Her kökleme hareketinde Rina sanki başka dünyalara sürükleniyor, adeta kendinden geçiyordu. Amcığına giren yarak içerde öyle hızlı ve vahşi sallanıyordu ki, sesler odanın dört bir yanından yankılanıyor; “Daha sert! Fazla bastır!” diye haykırıyordu kadın. Ellerinde sıkıştırdığı erkeklerin saçlarını çekiştirip şiddetle kendine çekmesi gecenin karanlığını aydınlatıyordu.
Son darbeleri geldiğinde nefesi kesilmişti ama hala azgın bakışlar atıyordu etrafına. Birinin üzerine doğru fırlatılıp sertçe dayanınca o da son hızla boşaldı içinde; sıcak sıvılar birleşirken Rina’mın deli dolu çığlıkları raflardaki kitapların bile titremesine neden oluyordu. Üçlü haldeki bu sapık şehvet dansında bedenler birbirine karışmış, sınırlar tamamen yok olmuştu. Sonunda yerde yorgun ve tükenmiş yatarlarken bile ağızlarında hala pis pis gülücükler vardı; bitmeyen doyumsuzluğun izi her hallerinden belli oluyordu.